<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>WwW.GeCeAlemi.NeT</title>
	<atom:link href="http://gecealemi.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gecealemi.net</link>
	<description>Degişen Dünyanın Degişmeyen  Adresi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 14:34:05 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Üreme</title>
		<link>http://gecealemi.net/uremecategory.htm</link>
		<comments>http://gecealemi.net/uremecategory.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:34:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bölünerek üreme]]></category>
		<category><![CDATA[canlılarda üreme]]></category>
		<category><![CDATA[eşeyli üreme]]></category>
		<category><![CDATA[eşeysiz üreme]]></category>
		<category><![CDATA[üreme]]></category>
		<category><![CDATA[üreme çeşitleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ders-tr.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Birçok bitkilerin üreyebilmek için böceklerin yardımına ihtiyaçları vardır.
Üreme, Çoğalma olarak da bilinir, bir canlının neslini devam ettirmesi olayı. Büyüme ve gelişmesini tamamlayan her canlı çoğalma yeteğine sahip olur. Çoğalma yeteneğine sahip canlılar kendilerine benzer bireyler oluştururlar ve bu sayede nesillerin devamlılığı sağlanır.
Biyolojinin temel ilkelerinden biri &#8220;tüm canlılar kendinden önce bulunan canlılardan meydana gelir&#8221; sözüdür. Gerçekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok bitkilerin üreyebilmek için böceklerin yardımına ihtiyaçları vardır.<br />
Üreme, Çoğalma olarak da bilinir, bir canlının neslini devam ettirmesi olayı. Büyüme ve gelişmesini tamamlayan her canlı çoğalma yeteğine sahip olur. Çoğalma yeteneğine sahip canlılar kendilerine benzer bireyler oluştururlar ve bu sayede nesillerin devamlılığı sağlanır.</p>
<p>Biyolojinin temel ilkelerinden biri &#8220;tüm canlılar kendinden önce bulunan canlılardan meydana gelir&#8221; sözüdür. Gerçekten de yaşamın temel yapısı bireylerin çoğalmasıyla gelecek döllerin oluşturulması ve genetik bilginin aktarılmasından geçer. Üremenin birimi ve taşıyıcısı hücre, türlere özgünlüğün aktarılmasını sağlayan ise kalıtım materyalidir.özellikle arılarda partenogenez diye adlandırılan üreme biçimi iki tip arı tarafından gerçekleştirilir.Kraliçe arı(2n) ve erkek arı(n) bölünmeye uğrayarak yumurta ve spermlerini birleştirir.Bunlardan birkaç yumurta erkek arıyı, birkaç yumurta kraliçe arıyı(bunlar arı sütü ile beslenir.), diğerler yumurtalar ise işçi arıları(kısır_bunlarda arı ekmeği ile beslenir.)meydana getirir.<br />
Eskiden, insanlar canlı varlıkların cansız maddelerden oluştuğuna inanırlardı, örneğin, sineklerin çamurdan ya da etten, kurbağaların çamurdan oluştuğu gibi. Mikroskobun bulunuşu ve mikroorganizmaların saptanması sonucu bunların kökeni ile ilgili görüşlerden biri; Abiyogenez (kendiliğinden oluş, Spontan Generasyon); diğeri ise Biyogenez (Kendinden önceki bir canlıdan oluş) dur. Sonraları bir fizikçi olan Francesco Redi&#8217;nin ünlü kavanoz çalışması, açık kaptaki ette sinek kurtçuklarının oluşumu ve eti steril ettikten sonra kapalı ortamda ette hiçbir canlının kendiliğinden oluşmadığının ispatlanmasıyla abiyogenez geçerliliğini kaybetti.<br />
Bir hücreli canlılarda çoğalma, vejetatif bölünmeyle birleşmiş ve bu sebeble normal vejetatif bölünme aynı zamanda yeni döller meydana getirilmesini de sağlamaktadır. Çok hücrelilerde ise; çoğalma, germinatif hücreler denen özelleşmiş dokuya indirgenmiştir. Somatik /vejetatif hücreler canlıda yapının oluşmasını, gelişmesini sağlayan ve bireyle birlikte ölen hücrelerdir.<br />
Canlılarda eşeyli ve eşeysiz çoğalma olmak üzere iki çeşit çoğalma vardır.</p>
<p><span id="more-84"></span></p>
<p>//Eşeysiz üreme</p>
<p>Bir canlıdan ayrılan hücre veya hücre grubundan yeni bireylerin oluşturulmasına eşeysiz üreme denir. Eşeysiz üremede döllenme olayı olmadığından eşeysiz üreyen canlı oluştuğu canlıya kalıtsal olarak tıpa tıp benzer. Çünkü eşeysiz üreme mitoz ile gerçekleşir. Ancak mitoz bölünmede olabilecek bir ayrılmama ve mutasyon çeşitlilik sebebidir. Eşeysiz üremeye canlıların büyüme bölgelerinden ayrılan hücre veya hücre grupları neden olduğu için aynı zamanda vejatatif üreme de denmektedir.<br />
Eşeysiz çoğalma çeşitleri</p>
<p>    * Tek hücrelilerde bölünerek çoğalma</p>
<p>    * Rejenerasyonla çoğalma</p>
<p>    * Tomurcuklanarak çoğalma</p>
<p>    * Çelikle çoğalma</p>
<p>    * Sporla çoğalma</p>
<p>Tek hücrelilerde bölünerek çoğalma</p>
<p>Tek hücreliler bölünerek ürerler.Hücre hacim olarak belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra bölünerek yeni hücreler oluşturur.<br />
Örnek : Paramesyum, Amip, Euglena<br />
Rejenerasyonla çoğalma</p>
<p>Omurgasızlardamezoderm ve mezoglea tabakası bulunur. Bu tabaka içerisinde embriyonik hücreler vardır. Bu tabakayı taşayan canlılardan ayrılan bir parça eksik kısımları tamamlayabilmektedir. Örneğin; deniz yıldızından kopan bir kol ana gövdedeki hücreler tarafından tamamlandığı gibi ayrılan kolun içerisindeki hücrelerde koldan yeni bir gövde oluştururlar.<br />
Bu durum yassı solucanlarda da (Planarya) görülür.<br />
Rejenerasyon normalde bir çoğalma tipi değildir. Tahrip sonucu canlıdan ayrılan parçadan yeni birey oluşturulur.<br />
Rejenerasyon, kelime anlamıyla yenileme demektir. Canlılardan herhangi bir nedenle ayrılan parçalardan yeni canlılar oluşabilir. Dolayısıyla rejenerasyon bu canlılar için üreme kabul edilir. Omurgalılardaki rejenerasyona bir yaranın iyileşmesi veya kertenkelenin kopan kuyruğunun yenilenmesi örnek olarak verilir. Çünkü kopan deriden yeni bir organizma, kopan kuyruktan da yeni bir kertenkele oluşmamaktadır.<br />
Tomurcuklanarak çoğalma</p>
<p>Bazı canlılarda tomurcuk benzeri çıkıntılar gelişir. Bu kısımlar ayrılarak yeni canlıyı oluşturur.<br />
Örneğin; Hidra da bira mayasında ve süngerlerde eşeysiz üremenin bu karakteristik özelliği görülür.<br />
Çelikle çoğalma</p>
<p>Bazı bitkilerden koparılan bir dal parçası, toprağa dikildiğinde yeni bitki oluşturabilir. Buna çeliklenme ile çoğalma denir. Ayrılan dal parçasının meristem tabakası yeniden kök oluşturduğundan bu parça ayrı bir fert olarak yaşayabilir. Özellikle tarımda verimliliği arttırmak, az zamanda daha çok ve daha kaliteli bitkiler yetiştirmek için kullanılan üretim metodudur.<br />
Örneğin; kavak,çınar,meyve ağaçları,asma&#8230;. gibi bitkiler çelikleme ile üretilir. Özellikle melez olan ve eşeyli üremeyen bitkiler bu şekilde üretilir. Örneğin; Çekirdeksiz üzüm, Washington portakalı, satsuma mandalini gibi.<br />
Vejatatif üremeye: Soğanların rizomla (küçük kök) üremesi, çileklerin sürüncü gövde ile çoğalması ciğer otunun yapraklarından yeni ciğer otlarının oluşmasnı örnek olarak gösterebiliriz.<br />
Sporla çoğalma</p>
<p>Bazı canlılarda spor adı verilen üreme hücresinden yeni bireyler oluşturulur. Buna sporogoni veya sporla üreme denir.<br />
Örneğin su yosunlarından Ulotrix, Küf Mantarı.<br />
Mantarlarda sporla üreme karakteristiktir.<br />
Örneklenen canlılardan bazıları eşeysiz üremeyle beraber eşeyli olarakta ürerler. Örneğin; mantarlar ve paramesyumkonjugasyonla eşeyli ürediği gibi hydra ve deniz yıldızı, eşeyli üremenin en önemli yapısı olan eşey bezlerini de bulundurur.<br />
Eşeyli çoğalma</p>
<p>Farklı cins iki gametin birleşmesiyle yeni canlının meydana getirilmesine eşeyli çoğalma denir. Gamet, eşey hücresi olarak tanımlanır. Bir gamet ya dişi eşey hücresidir (yumurta) veya erkek eşey hücresidir. (polen veya sperm). Eşeyli üreyen canlılarda bir çift kromozom takımı bulunur. Bu takımın yarısı anneden yarısı babadan gelir. Bu takım kromozoma hapoid veya monoploid (n) denir. (n) haploid kromozom takımı gamette bulunur.<br />
Bir çift kromozom takımına 2n diploid denir. Mesela; insanda 2n=46 sayıda kromozom bulunur. Somatik hücreler (vücut hücreleri) 2n sayıda kromozom taşır.<br />
Eşeyli üreme sonucunda birbirinden farklı bireyler oluşur. Bu da populasyonlardavaryasyonu (çeşitliliği) arttırır.<br />
Çeşitliliğin açığa çıkmasını sağlayan faktörler;<br />
Eşeyli üremede çeşitliliği ;</p>
<p>    * Krosingover<br />
    * Homolog kromozomların rastgele paylaşımı<br />
    * Döllenme<br />
    * Mutasyonlar<br />
    * Ayrılmama</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gecealemi.net/uremecategory.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canlılar Ve Beslenme İlişkileri</title>
		<link>http://gecealemi.net/canlilar-ve-beslenme-iliskilericategory.htm</link>
		<comments>http://gecealemi.net/canlilar-ve-beslenme-iliskilericategory.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:32:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[canlılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ders-tr.com/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[1- Canlılar neden sınıflandırılıyor?
Yeryüzünde yaklaşık iki milyon canlı yaşamaktadır. Bu canlıları tek tek inceleme olanağı bulunmaması canlıların sınıflandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
2- Günümüzde sınıflandırılma nasıl yapılıyor?
Günümüzde sınıflandırılma yapılırken canlıların organ yapılarının benzeyip benzememesine bakılmaktadır. Organları benzeyen canlılar bir araya getirilip sınıflandırılmaktadır. Örneğin, Balina balıklarla mı, yoksa insanla mı aynı sınıfa konulmalıdır?

Bunun için bu canlıların organları karşılaştırılır. Balığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1- Canlılar neden sınıflandırılıyor?</p>
<p>Yeryüzünde yaklaşık iki milyon canlı yaşamaktadır. Bu canlıları tek tek inceleme olanağı bulunmaması canlıların sınıflandırılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>2- Günümüzde sınıflandırılma nasıl yapılıyor?</p>
<p>Günümüzde sınıflandırılma yapılırken canlıların organ yapılarının benzeyip benzememesine bakılmaktadır. Organları benzeyen canlılar bir araya getirilip sınıflandırılmaktadır. Örneğin, Balina balıklarla mı, yoksa insanla mı aynı sınıfa konulmalıdır?</p>
<p><span id="more-82"></span></p>
<p>Bunun için bu canlıların organları karşılaştırılır. Balığın ve balinanın ön yüzgeci insan kolunun karşılığıdır. Bu organların yapısı incelendiğinde balina ve insanın ön üyelerinin kemikten, balığın ise tırnak benzeri bir maddeden yapıldığı görülür. Buna bakılarak da balina dış görünüşü balığa benzemesine rağmen insanla aynı sınıfa alınır.</p>
<p>3-Analog ve homolog organ neye denir?</p>
<p>Yapılan farklı, yaptıkları işler aynı olan organlara analog organ denir. Balina yüzgeci ile balık yüzgeci analog organdır.</p>
<p>Yapılan benzer, yaptıkları işler farklı olan organlara homolog organ denir. Balinanın ön yüzgeci ile insan kolu homolog organdır.</p>
<p>4- Sınıflandırma yapılırken başka nelere bakılır?</p>
<p>Yeni bulunan bir canlının organlarının böceğe de örümceğe de benzediğini düşünün. Bu canlıyı hangi gruba koymak daha uygun olur? Bu durumda canlının aşağıdaki özelliklerinin benzerliğine de bakılır;</p>
<p>- Embriyonik gelişim benzerliğine</p>
<p>- Boşaltım artıklarının benzerliğine</p>
<p>- Protein yapılarının benzerliğine</p>
<p>5- Sistematik birimler nelerdir?</p>
<p>Tür &#8211; Cins &#8211; Familya &#8211; Takım &#8211; Sınıf &#8211; Şube -Alem</p>
<p>6- Sistematik birimler nasıl oluşuyor?</p>
<p>Benzer türler bir araya gelince cinsler, benzer cinsler bir araya gelince familyalar, benzer familyalar bir araya gelince takımlar vb. oluşur. Bu yüzden türden aleme doğru gidildikçe birey sayısı artarken, bireylerin birbirine olan benzerliği azalır.</p>
<p>7- Tür neye denir?</p>
<p>Çiftleştiklerinde, kısır olmayan döller verebilen bireyler topluluğuna tür denir.</p>
<p>8- Atla eşek aynı türden midir?</p>
<p>Atla eşeğin yavrusu olan katır kısır olduğu için atla eşek farklı tür canlılardır. Katır ise bir tür olarak kabul edilmez.</p>
<p>9- Canlıların beslenme çeşitleri nelerdir?</p>
<p>Bütün canlılar yaşamak için beslenmek yani organik madde kullanmak zorundadır.Bazı canlılar organik maddeleri, inorganik maddeleri (CO2 ve H2O) kullanarak kendisi yapar. Bunlara ototrof denir. Yeşil bitkiler, su yosunları, mavi-yeşil algler ve bakterilerin bazıları ototroftur.</p>
<p>10- Canlılar birbirlerine neden gereksinim duyarlar?</p>
<p>Ototrofların, organik madde üretmek için kullandığı CO2 ve H2O&#8217;yu heterotroflar üretir. Heterotroflar için gerekli organik maddeleri ise ototroflar sentezler. Bu yüzden dünyada yalnızca ototrof canlılar ya da heterotrof canlılar yaşayamaz.</p>
<p>11- Ototrof canlıların, heterotrof canlılardan farkı nedir?</p>
<p>Ototrof canlılar (kemosentetik ototroflar hariç) klorofil taşır. Klorofil yeşil renklidir. Bitkilerin yapraklarının yeşil görülmesi bundandır.</p>
<p>12- Canlılar arasında görülen etkileşimler nelerdir?</p>
<p>Mutualizm: Birlikte olmaktan karşılıklı yarar gören iki canlının ilişkisine denir. Mantar ve su yosunu birlikte yaşar. Bunların birlikteliğine, Liken birliği denir. Ototrof olan su yosunu heterotrof olan mantara organik madde ve oksijen, mantar da ototrof olan su yosununa CO2 ve H2O sağlar. Mutualizm ilişkisi &#8220;böcek-bitki&#8221; , &#8220;insan-insan kalın bağırsağında yaşayan bakteri&#8221; gibi pek çok canlı arasında da vardır. Kommensalizm: Birlikte yaşayan iki canlıdan birisi bu beraberlikten yararlanırken, diğerinin yarar ya da zarar görmediği yaşama biçimine denir. &#8220;Köpek balığı &#8211; vantuzlu balık&#8221; ilişkisi kommensalizm ilişkisidir. Mutualizm ve kommensalizm yararlı birlikteliklerdir.</p>
<p>Parazitlik: Bir canlı yaşamını bir başka canlının zararına sürdürüyorsa, zarar veren canlıya parazit bu ilişkiye de parazitlik denir</p>
<p>Parazitlerin üç çeşidi vardır:</p>
<p>1. Bir hücreli parazitler: Virüsler, parazit bakteriler, sporlular ve bazı mantarlar bir hücreli parazittir.</p>
<p>2. Bitkisel parazitler: Bitki olan parazitlerdir. Bunların da yarı parazit, tam parazit olan iki çeşidi vardır.Yarı parazitler (ökse otu) üzerinde yaşadığı bitkiden inorganik madde alırken, tam parazitler (cin saçı) organik madde alırlar.</p>
<p>3. Hayvansal parazitler: Hayvan olan parazitlerdir. Bunların da iç parazit ve dış parazit olan iki çeşidi vardır.</p>
<p>Tenyalar, bağırsak kurtları, karaciğer kelebeği, iç parazit, sivrisinek, kene v.b. dış parazittir Parazitler konaklarının gelişmesini engeller.</p>
<p>13. Saprofit yaşam neye denir, neden önemlidir?</p>
<p>Bazı canlılar, ölen canlıların yapısındaki ya da artık maddelerdeki organik maddeleri kullanır. Bu canlılara saprofit (çürükçül), bunların yaşama biçimine saprofit yaşam denir.</p>
<p>Saprofitlerin organik maddeleri inorganik maddelere dönüştürmesi çok önemlidir. Eğer saprofitler olmasaydı yeryüzünde ölen canlılar birikir, buna karşılık su, O2, COİ gibi inorganik maddeler azalır ya da hiç kalmazdı.</p>
<p>Saprofitler, ototrof canlılarla birlikte yeryüzünde organik- inorganik madde dengesini korumaları yüzünden çok önemlidir.</p>
<p>Bazı mantarlar ve bazı bakteriler saprofit canlılardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gecealemi.net/canlilar-ve-beslenme-iliskilericategory.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamarat Moleküller(Enzimler ve Hormonlar)</title>
		<link>http://gecealemi.net/hamarat-molekullerenzimler-ve-hormonlarcategory.htm</link>
		<comments>http://gecealemi.net/hamarat-molekullerenzimler-ve-hormonlarcategory.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:31:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek üstü bezleri]]></category>
		<category><![CDATA[enzimler]]></category>
		<category><![CDATA[hamarat moleküller]]></category>
		<category><![CDATA[hipofiz bezi]]></category>
		<category><![CDATA[hipotalamus]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[insan hormon sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[moleküller]]></category>
		<category><![CDATA[paratroid bezi]]></category>
		<category><![CDATA[pineal bez]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid bezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ders-tr.com/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Sitemizin bu bölümünde,canlılarda bulunan enzim ve hormonlar deyip geçitiğimiz, fakat hücre ve vücut içerisinde insanı hayrete düşürecek derecede görevler üstlenmiş moleküllerden bahsedeceğiz. Bu moleküller vücut ve hücre içerisinde hiç durmaksızın harıl harıl çalışırlar.Örnek verecek olursak hücre içerisindeki enzimlerden bir tanesi, bir saniyede 40 ayrı reaksiyona girebilmektedir.Bu bir kimyasal enzim için çok yüksek bir hızdır.Fakat hücrelerinizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sitemizin bu bölümünde,canlılarda bulunan enzim ve hormonlar deyip geçitiğimiz, fakat hücre ve vücut içerisinde insanı hayrete düşürecek derecede görevler üstlenmiş moleküllerden bahsedeceğiz. Bu moleküller vücut ve hücre içerisinde hiç durmaksızın harıl harıl çalışırlar.Örnek verecek olursak hücre içerisindeki enzimlerden bir tanesi, bir saniyede 40 ayrı reaksiyona girebilmektedir.Bu bir kimyasal enzim için çok yüksek bir hızdır.Fakat hücrelerinizde bu enzimlerden binlercesi vardır.Ve herbir enzim birbirlerinden bağımsız olarak hiç durmadan reaksiyona girerler.<br />
Enzimlerin 3 boyutlu yapıları oldukça karmaşık bir düzene sahiptir.X ışını difraksiyonları ile belirlenen bu şekiller arap saçı gibi görünsede aslında enzimler çok hassas bir hesapla üretilmiş moleküllerdir.Aşağıdaki resimde, enzimin yapısını gösteren bir bilgisayar çizimi görmektesiniz.</p>
<p><span id="more-80"></span></p>
<p>Hatırlarsanız enzimlerin aminoasit zincirlerinden meydana geldiğini söylemiştik. Bu karmaşık yapılı enzim aslında düz bir aminoasit zincirinden meydana gelmiştir.Fakat bu kadar karmaşık olmasının nedeni zincirdeki bazı aminoasitlerin diğer bazı aminoasitlerle bağ yapmasından dolayıdır. Enzimlerin görevlerine gelince ; Enzimler bir kimyasal tepkimeyi hızlandırmak için tepkimeye katılan fakat hiçbir değişikliğe uğramadan tepkimeyi terkeden mükemmel moleküllerdir.Her enzimin çok özel bir fonksiyonu vardır.Herbiri protein yapıda olmasına karşın hiçbirinin gorevi aynı değildir.Bunun nedeni ise az önce bahsettiğimiz 3 boyutlu yapısından dolayıdır. Enzimlerin diğer önemli ozelliği ise sabit bir sıcaklıkta ve sabit bir pH da maksimum hızla çalışmalarıdır. Örneğin ağızınızdan salgılanan tükürük sıvısı içerisindeki enzimler, yanlızca pH ı yüksek olan ortamlarda, yani bazik ortamlarda çalışabilirler.Fakat buna karşın midenizdeki enzimler ise pH ı yanlızca 2-3 arasında olan ortamlarda çalışabilmektedir.İşte bu yüzdendir ki midenizdeki enzimlerin çalışabilmesi için mide sürekli olarak asit salgılar.Bu sayede pH 1-2 seviyesine kadar düşürülür. Hücre içerisinde ise insan aklının kavrayamayacağı derecede karmaşık kimyasal tepkimeler meydana gelir.Bir hücre içerisinde meydana gelen kimyasal reaksiyonlar o kadar karmaşıktırki bu işlemleri meydana getirecek bir fabrika kurmaya kalksanız, bu fabrikayı İstanbul şehri kadar büyük bir bir arazi üzerine kurmanız gerekecekti.<br />
İnsan vucudunda 1 degil 60-70 trilyon tane hücre olduğunu düşünürseniz karmaşıklığın boyutunun ne kadar büyük olduğunu hayal etmeye başlarsınız.</p>
<p>Bazı ilginç enzimler</p>
<p>Vücudun vazgeçilmez askerleri olan enzimlerden bazıları gerçekten oldukça ilginç görevler üstlenmişlerdir.İlginç görevleri olan enzimlerden DNA ile birlikte çalışanlar bunların başında gelir. DNA, kendinin kopyasını çıkarabilen bir moleküldür.Tabii bu işi kendi başına yapamaz.Bunun için birçok enzim görev alır.Özellikle DNA replikasyonundan (kopyalama) sonra bazı enzimler DNA ya tıpkı bir annenin yavrusuna baktığı gibi bakarlar. Mesela DNA kendini kopyalar kopyalamaz bazı enzimler DNA üzerine hücum ederek derhal tarama yapmaya başlarlar.Yaptıkları bu taramalarla DNA üzerinde yanlış kopyalanmış bir baz&#8217;a rastlarlarsa derhal bu baz&#8217;ı yerinden sökerler.Daha sonra sökülen bu yanlış baz&#8217;ın yerine doğrusunu ekleyerek hatayı giderirler. Diger bir enzim bu enzimin ardından yenilenen bölgeye müdahele ederek yerleştirien doğru baz&#8217;ın yerine sıkıca bağlanmasını sağlar. Diğer bir ilginç enzim ise DNA dan RNA sentezi sırasında görev alır.Bu enzim sentezlenen RNA da yanlış ve gereksiz kopyalanmış bazları tek tek yerinden sökmek yerine, yanlış bazların sıralandığı bölgeleri tespit ederek baz dizilerini bu bölgelerden makas gibi keser.Fakat bu kesme işlemi tek bir bölgede değilde birden fazla bölgede meydana gelince DNA parça parça ayrılmaya başlar. Ama hücre bununda önlemini alarak olay yerine ikinci bir enzimi gonderir.Bu enzim ise parça parça ayrılmış enzimleri kollarından tutarak yanyana getirir ve birbirine bağlar. Enzim adını verdiğimiz kompleks molkeüller, aslında hücre içerisinde üstlendikleri görevleri bakımından birer mucizedirler.Aminoasitlerden oluşan şuursuz birer molekül yığını olmasına karşın oldukça iyi düşünülmüş fonksiyonarı yerine getirirler.</p>
<p>Vücuttaki olağanüstü karmaşa</p>
<p>Vücutta vuku bulan karmaşalara değinmeden önce &#8220;Hormon&#8221; adı verilen maddelerin ne olduğunu öğrenmemizde fayda var. Hormonlar, vücudun bazı özel bölgelerinde üretilip kana verilen ve kan yoluyla vücudun başka bölgelerine iletilen proteinlerdir.Bu proteinler tıpkı enzimler gibi çalışarak, kan yoluyla ulaştıkları organı ya aktive eder yada inaktive ederler.Hormonlar bundan başka terleme, suyun geri emilimi, üreme, hücre çoğalması vs. daha birçok metabolik faaliyetlerde görev alır. Hormonlar enzimlere çok benzerler.Tek farkları enzimler gibi sürekli olarak kimyasal reaksiyonlara girip çıkmazlar.Ayrıca kan yoluyla ulaştıkları organlar üzerinde yaptıkları etkiler uzun sürelidir. Şu an bilgisayar başında susamış olabilirsiniz.Eğer susadıysanız veya acıktıysanız, duyduğunuz bu hisler tamamen hormonal kaynaklıdır.Mesela acıktığınız vakit vucudun belirli bölgelerinden salgılanan hormonlar beyine ulaşarak beyinde bir açlık hissi oluşturmaya başlarlar.Dolayısıyla sizde bir yemek yeme isteği doğar. Başka bir örnek verelim ; Bir insan fazla şekerli ve karbonhidratli yiyecekler yediyse, kanındaki glikoz miktarı çok yükselir.Kanda şeker miktarının yükselmesi tansiyon açısından tehlikelidir.Fakat mucizevi hormonlarımız burada devreye girerek fazla miktardaki glikozu &#8220;glikojen&#8221; adı verilen bir maddeye dönüştürerek kısmen etkisiz hale getirir.Eğer vücudunuzda böyle bir kontrol sistemi olmasaydı şu an seker komasında olacaktınız. Verdiğimiz bu örnekler vücutta yürütülen kontrol mekanizmalarından yanlızca iki tanesiydi.Fakat bu kontrol sistemleri örnekte belirttiğimizden çok daha karmaşık bir şekilde yürümektedir. Birde bu karmaşayı şekle dökmeye kalkışalım.<br />
Merak etmeyin şekilde nasıl bir mekanizma olduğunu uzun uzun açıklamayacağım.Bu şekil kısaca şunu demek istiyor.<br />
&#8220;Bu feedback (kontrol) sistemi yanlızca eşey organları ile beyin arasındaki irtibatı sağlamak içindir.&#8221; Evet şekil aynen böyle söylüyor.Fakat insan vücudunda kontrol altına alınması gereken organlar yanlızca eşey organları değildir.Böbrek, karaciğer, tükürük bezleri vs.. daha birçok organ ve yardımcı bezler bu derece karmaşık sistemlerle kontrol edilmektedir. Bu derece kompleks kontrol mekanizmalarında iş gören binlerce enzimin birbirlerini etkilemeden fonksiyonlarını yerine getirmesi oldukça şaşırtıcıdır.Öyle ki canlı organizmalarda şuursuz atomlardan beklenilmeyecek bir sistematik iş birliği ile karşılaşmaktayız. Doğadaki hangi canlı türünü incelersek inceleyelim karşımıza çarpık düzensiz yada karmaşadan uzak sade bir yapı çıkmaz.Her canlı muazzam bir karmaşa ve düzen içerisinde vücut bulmaktadır. Hormon sistemlerinin çok karmaşık olduğuna değindik, ancak bu hormon sistemlerinin kompleksliği bir yana her canlı için çok spesifik hormonlarda mevcuttur.Bu hormonların herbirini ayrı ayrı ele almak mümkün olmadığı için insan hormonlarına ve bu hormonların hangi organlardan salındığına değinmeye çalışacağız. Kısacası hormonların insan vücudunda nekadar mühim roller oynadığını ve kontrol mekanizmalarındaki üstün tasarımı anlatacağız.Öğrencilerin faydalanabileceği bir yazı olmasına karşın biyolojiye uzak kimselerinde zevkle okuyacağı şekilde sadeleştirmeye çalıştık.</p>
<p><strong>İNSAN HORMON SİSTEMİ</strong></p>
<p>İnsan vücudunda sayısız hormon görev almaktadır. Bu hormonların bazılarının kimyasal özellikleri açığa kavuşturulmuş olmakla birlikte çoğunun ne yapıda hormon oldukları konusunda araştırmalar halen sürmektedir. Hormonların enzimler gibi protein yapıda olduklarına değinmiştik, ancak bazı hormonlar yanlızca 3 &#8211; 5 amino asitten oluşabilirler, hatta protein yapıya ilave olarak moleküle ek bir karbonhidrat molekülü bağlanmış olabilir (bu tip moleküllere &#8221; Glikoprotein &#8221; denir). Bunun yanında lipidlerden sentezlenen ve protein tabiatında olmayan hormonlarda vardır. Örneğin dişi ve erkek bireylerin primer ve segonder eşey karakterlerini belirleyen östrojen, testosteron, progesteron gibi hormonlar (bu hormonlara daha sonra değinilecektir) kolestrol adı verilen ve kanda serbest dolaşan lipid tabiatındaki moleküllerden sentez edilirler. Hormonlar vücutta belirli organlarda üretilirler. Bu organlar özelleşmiş yapıya sahip olmakla birlikte zengin bir kan damarı ağına sahiptir. Böylelikle üretilen hormonlar çok süratli bir biçimde kana karışır ve hedef organa doğru yol alırlar. Şimdi sırasıyla bezleri, bu bezlerin ürettikleri hormonları ve bu hormonların hedef organları üzerindeki etkilerini teker teker ele alalım.</p>
<p>- HİPOTALAMUS -</p>
<p>Hipotalamus, beynin hormon üretebilen özelleşmiş bir bölgesidir. Kendisine komşu olan hipofiz bezi üzerinde durdurucu veya salgılatıcı etkiler meydana getirir. Hipotalamus bezinde sinir hücreleri mevcuttur, ancak bu hücreler diğer sinir hücrelerinden farklı olarak hormon üreterek bu hormonları kana verme özellikleri ile tanınırlar. Bu hücrelerin salgıladıkları hormonlara genel adıyla<br />
&#8221; Nörohormonlar &#8221; adı verilir. Özelleşmiş bu hücreler kendi aralarında gruplara ayrılırlar. Öyle ki salınan bazı hormonlar hipofiz bezinin &#8221; Adenohipofiz &#8221; adı verilen alt lobuna etki ederken diğer bazı hormonlar ise<br />
&#8221; Nörohipofiz &#8221; adı verilen 2.alt birimine etkirler. Hipotalamus bezinin salgıladığı hormonların başlıcaları ve görevleri şunlardır ;<br />
TRH : TRH&#8217;nın türkçe açılımı &#8221; Tiroid salgılatıcı hormon &#8221; dur. Hedef bölgesi, hipofiz bezinin (Hipofiz bezi hipotalamusa komşudur ve beynin diensefalon bölgesinde (orta beyin) yer alır.) adenohipofiz lobunun tiroid hormonunu üretip salgılayan hücreleridir. Bu hücreler kendilerine gelen TRH ile bağlanarak Tiorid adı verilen bir hormon üretmeye başlarlar (Bkz.Hipofiz bezi ve bu bezin hormonları)<br />
GnRH : GnRH&#8217;nın açılımı &#8221; Gonad hormonlarını salgılatan hormon &#8221; dur. Bu hormon üretildikten sonra hipofiz bezine ulaşarak kendini bağlayabilen reseptörlerin bulunduğu, gonad hormonlarını üreten hücrelere bağlanırlar. Bağlanmasına ardışık olarak bu hücreleri aktive edip, gonadların (eşey hücrelerinin) aktivitesini kontrol eden hormonların sentezlenmesini sağlarlar.<br />
PRH : PRH&#8217;nın açılımı ise &#8221; Prolaktin salgılatıcı hormon &#8221; dur. Hipofiz bezinde, dişilerde meme bezlerini kontrol eden hormonların salgılandığı hücreler vardır. PRH bu hücrelerin aktivasyonunu düzenler ve prolaktin hormonunun salgılanmasına neden olur.<br />
CRH : CRH &#8221; Kortikotropik hormonunu salgılatıcı hormon &#8221; anlamına gelir. hipofiz bezinde, böbrek üstü bezlerini etkileyen hormonların üretildiği hücreler vardır. Bu hücreler ACTH adı verilen bir hormon üretirler. Ancak bu hücrelerin aktivasyonu CRH hormonlarına bağlıdır.<br />
GH &#8211; RH : GH &#8211; RH &#8221; Büyüme hormonunu salgılatıcı hormon &#8221; adını alır. Bu hormon yine hipofiz bezinde bulunan ve büyüme için gerekli hormonları salgılayan hücreleri aktive eder (Büyüme hormonlarına hipofiz bezinde değinilmiştir).<br />
Bu hormonların yanısıra hipotalamustan, hipofiz hücrelerinin aktivasyonunu engelleyen hormonlarda salınmaktadır. Bu hormonlar &#8221; İnhibie eden hormonlar &#8221; adını alırlar. Şöyle ki ;<br />
GHR &#8211; IH : Bu hormon GH &#8211; RH&#8217;nın tersine büyüme hormonunu üreten hücrelerin aktivasyonunu engellerler.<br />
CR &#8211; IH : CR &#8211; IH hormonu ise, böbreküstü bezlerini aktive eden hormonları üretip salgılayan hipofiz bezi hücrelerini durdurur.<br />
PRH &#8211; IH : Hipoifiz bezi prolaktin üretiminden sorumlu hücrelerin aktivasyonu bu hormon tarafından engellenir.<br />
Bu arada şunu belirtmek gerekir ki hipotalamusta üretilen ve hipofizdeki salgılamayı aktive eden veya durduran hormonlarla hipofiz bezi hormonları arasında kontrol mekanizmaları mevcuttur. Bu mekanizmalar hormonların kandaki artışı ile doğrudan ilişkilidir. Örneğin tiroid bezini uyaran hormon olan TSH&#8217;nın kandaki seviyesi arttığı takdirde bu hormon hipotalamus üzerine etki ederek TRH üreten hücreleri durdurur ve TRH&#8217;nın salınmasını engeller, dolayısıyla TRH hipofize gönderilmediği takdirde hipofizdeki TSH üreten hücrelerin durması söz konusudur. Böylelikle TSH salınamaz ve kandaki seviyesi düşürülmüş olur. Ancak TSH&#8217;nın kandaki seviyesi düştüğünde mekanizma tekrar harekete geçer ve hipotalamustan tekrar TRH salınmasına neden olur. Çünki TSH&#8217;nın kandaki seviyesinin düşük olması, TRH salınımı üzerinde pozitif etki meydana getirir. Bu mekanizma, ilerleyen paragraflarda değineceğimiz bütün hormonlar için geçerli bir mekanizmadır.</p>
<p>- HİPOFİZ BEZİ -</p>
<p>Hipofiz bezinin hipotalamusa komşu olduğunu belirtmiştik. Bu bez beynin diensefalon bölgesinde bulunur, ancak boyutu oldukça küçüktür (bir nohut tanesi kadardır) ve bir sap aracılığı ile beyine bağlanmıştır. Bu sap<br />
&#8221; İnfundibular sap &#8221; adını alır. Hipofiz bezinin salgıladığı hormonlar oldukça önemli görevleri yerine getirirler. Büyümeden üremeye, su emiliminden kan basıncı dengesine kadar birçok organın kontrolünü sağlayan hormonları üretir ve kana verir. Hipofiz bezinin Adenohipofiz ve Nörohipofiz olmak üzere iki alt lobu vardır. Bu loplardan salınan hormonları ayrı ayrı ele alacağız.</p>
<p>I-) Adenohipofiz lobundan salgılanan hormonlar :<br />
TSH : TSH hormonu az öncede belirttiğimiz gibi hipotalamustan salınan TRH&#8217;nın TSH üreten hücrelerini uyarmasıyla sentez edilmeye başlanır. Bu hormonun hedef organı ise soluk borusunun hemen önünde yer alan &#8221; Tiroid &#8221; bezidir. Bu bez oldukça önemli 3 ana hormon olan Kalsitonin, tiroksin ve triiyodotronin hormonlarının salgılanmasından sorumludur (Bkz.Tiroid bezi)<br />
FSH / LH : Bu iki hormon, dişi ve erkeklerde eşey hücrelerin gelişiminden sorumludurlar. Yani hedef organları eşey organlarıdır. FSH erkeklerde sperm üretimini, dişi bireylerde ise yumurta üretimini uyarır. LH hormonu ise dişilerde korpus luteum adı verilen bir yapının gelişimini uyarır. Korpus luteum, dişilerde Progesteron adı verilen bir hormonun üretiminden sorumludur. Bu hormon dişilik karakterlerin kazanılması açısından önemlidir.<br />
ACTH : Yine bu sayfada değindiğimiz böbrek üstü bezlerinin çalışması, ACTH hormonunun uyarımı sayesinde kontrol edilir. Ancak böbreküstü bezleri anatomik olarak iki ana kısımdan meydana gelir, bu kısımlar Korteks ve Medulla adını alır. ACTH yanlızca korteks kısmına etki etmektedir, medullayı kontrol eden mekanizma hipofizden tamamen bağımsızdır.<br />
Örneğin kanda aminoasit seviyesi düştüğü takdirde hipofizden ACTH salınır, bu hormon kortekse etki ederek &#8221; Kortizol &#8221; adı verilen bir hormonun salınmasını uyarır. Bu hormon ise belirli hücrelere etki ederek proteinlerin parçalanmasını sağlar. Ancak kandaki adrenalin, noradrenalin hormonlarının artışı veya azalması ise medulla üzerinde uyarıcı etki meydana getirir. Yani medulla hipofiz hormonlarına değilde kandaki bazı moleküllerin seviyesine göre aktive edilmektedir.<br />
STH / GH : Bu iki hormonun ana görevi büyümede rol oynamasıdır. Bu hormonlar kemikleri, iç organları, yumuşak dokuları ve kıkırdakları meydana getiren hücrelerde mitoz aktivitesini uyarır. Mitoz aktivitesi uyarılınca hücreler bölünürler ve çoğalmaya başlarlar. böylelikle iç organlarda ve kemik dokularında miktarca artış meydana gelir, birey büyümeye başlar.<br />
Burada bir noktada durmak gerekir. Büyüme hormonu aslında farkında olmadığınız mucizevi bir olayın tetiklenmesine neden olur. Bu olay büyümedeki orantı dengesidir. Örneğin elleriniz en genel şekilde kas, kemik deri ve yağ dokusundan meydana gelir. Büyüme hormonu salındığında herbir farklı hücreye farklı şekilde etki eder. Kas hücresi 2X sayısı kadar mitoz geçirip çoğalıyorsa kemik hücreleride 2X sayısı kadar bölünürler, aynı şekilde deri hücreleride aynı oranda çoğalırlar. Fakat bazı organlar vardırki büyüme hormonuna cevap verdiği zaman ani bir mitoz patlaması göstermezler, örneğin göz hücreleriniz STH hormonuna, ellerinizi meydana getiren deri hücreleri gibi bir yanıt verseydi o zaman gözleriniz şu an göz yuvalarınızın dışında olacaktı. Ancak göz hücreleri (başka organlarda olabilir) STH&#8217;ya yanıt verdiğinde göz hücrelerindeki genler, gözün büyümesini, vücut organları ile orantılı olacak şekilde düzenlerler. Başka bir örnek vermek istersek klavyeyi kullanan ellerimizi verebiliriz. Ellerinizin üzerini örten deri, kas ve kemik hücrelerinden daha az sayıda mitoz geçirirse, mesela X kadar bölünecek olursa deri kemiklere dar gelecek ve yırtılmaya başlayacaktı. Tersine kemik hücreleri büyüme oranının altında kalsaydı bu sefer elleriniz birer deri yumağına dönüşecekti. Aynı oran bozukluklarını iç organlara uyarlarsanız, STH / GH hormonları ve bu hormonların etki ettikleri hücreler arasındaki kontrol sistemlerinin, sizin hayatınız açısından nekadar mucizevi bir önemi olduğunu anlayabilirsiniz.<br />
PRL : Prolaktin dişi bireylerde meme bezlerinden süt salınmasında uyarıcı bir etkiye sahiptir. Özellikle doğum sonrasında süt bezleri yüksek aktivite gösterir, böylelikle bebeğin ihtiayaç duyduğu süt fazlasıyla üretilmiş olur. Ancak süt üretiminde sütün zengin mineral içeriği açısından ana etmen PRL değildir, annenin iyi beslenmesi bebeğin içeceği sütün zengin mineral ve protein içeriğe sahip olmasında etkendir.<br />
MSH : &#8221; Melanin uyarıcı hormon &#8221; adını alan MSH hormonu, hipofizden salındığı vakit hedef hücreleri olan melanin hücrelerinin reseptörlerine bağlanır. Bu hücreler melanin adı verilen renk pigmentinin üretimini gerçekleştirirler. Bu pigmentlerin üretimindeki artış, derinin renginin koyulaşmasına neden olur. Aksine açık tenli insanlarda melanin hücreleri daha az pigment üretirler. Bunun yanında melanin pigmentinin üretimi güneş ışınlarıylada doğrudan etkilidir.<br />
I-) Nörohipofiz lobundan salgılanan hormonlar :</p>
<p>Bu lobun iki ana hormonu vardır, birisi Oksitosin diğeri ise Vazopressin dir. Her iki hormonda gerçekte hipotalamusta üretilir, ancak hipotalamus ile hipofiz arasındaki portal damarağına geçerek nörohipofize ulaşır ve buradan kana karışır. Nörohipofiz burada yanlızca kan damarlarına yataklık yapmaktadır, bir bakıma köprü vazifesi görmektedir.<br />
Oksitosin : Bu hormon hamile kadınlarda doğum esnasında rahimin etrafına sarılı olan düzkas hücrelerinin kasılmasına neden olur, böylelikle doğum esnasında yavru rahim kanalı boyunca ilerler. Bunun yanısıra bebekler anne sütünü emerken civardaki sinir hücrelerine baskı yaparak annenin beynine sinir impulsu gitmesine neden olur. Bu impulslar oksitosin salınımını artırır, böylelikle oksitosin süt kanallarının kasılmasına ve sütün bebek tarafından emilmesine yardımcı olur.<br />
Vazopressin : Vazopressin hormonu, damar cidarlarında konumlanmış düz kas hücrelerinin kasılmasına ve aynı zamanda böbreklerden suyun absorbe edilmesini uyarır, böylelikle kandaki üre seviyesi düşürülmüş olur. Damarların daralması ise kan basıncının ayarlanmasında fonksiyoneldir.<br />
- PİNEAL BEZ -</p>
<p>Pineal bez, beynin diensefalon bölgesinin dorsalinde (sırt kısmında) bulunmaktadır. Tıpkı hipofiz bezi gibi kısa bir sapla beyine bağlanmıştır. Bu bezin iki önemli hormonu vardır ;<br />
Serotonin : Serotonin, bireyde uyku düzenlenmesinde rol alır, ancak vücut sıcaklığının ayarlanmasında ve damarların cidarlarındaki düz kasların kasılmasında uyarıcı etkisi vardır.<br />
Melatonin : Melatonin hormonu üreme sikluslarının düzenlenmesinde rol oynamaktadır.<br />
- TİROİD BEZİ -</p>
<p>Tiroid bezi soluk borusunun ön tarafında yer alır. Başlıca üretip saldığı hormonlar şunlardır ;<br />
Tiroksin : Tiroksin hormonu, tirozin amino asitinden üretilen bir hormondur. Bu hormon ne protein tabiatında nede lipid tabiatındadır, yanlızca tekbir tirozin aminoasitine 4 tane İyot molekülünün bağlanmasıyla meydana gelir. Tiroksin genel olarak canlının hücrelerinde enerji açığa çıkaran reaksiyonların hızlanmasını uyarırlar. Örneğin soğuk havalarda tiroid bezinizden daha fazla Tiroksin salınır. Bunun neticesinde enerji açığa çıkaran reaksiyonlar hızlanır ve vücut ısınız yükselmeye başlar. Bu şekilde, vücut için ideal ısı olan 37 derecede denge sağlanmış olur.<br />
Triiyodotronin : Adındanda anlaşılacağı gibi bu hormona 3 adet İyot molekülü bağlanmıştır. Triiyodotronin aslında tiroksinden 1 iyot çıkarılmasıyla oluşur. İyodun çıkarılması ise spesifik bir enzim tarafından gerçekleştirilir. Triiyodotronin&#8217;in fonksiyonu tiroksin hormonunun ki ile aynıdır.<br />
Kalsitonin : Kalsitonin hormonunun hedef hücreleri kemik dokusudur. Kalsitonun kemik hücrelerine bağlandığı zaman hücrelerin membranı üzerinde bulunan kanallardan kemiğe Ca(+) iyonunun geçisi hızlanır. Böylelikle kandaki Ca seviyesi düşerken kemikteki Ca seviyesi artar, dolayısıyla kemike sertleşme meydana gelir.<br />
- PARATROİD BEZİ -</p>
<p>Bu bezin bilinen en önemli hormonu &#8221; Parathormon &#8221; dur. Parathormon, Kalsitonin hormonunun aksine kemiklerden Ca(+) iyonlarının kana geçişini uyarır. Ayrıca Parathormon böbrekte bulunan ve glomerulus adı verilen süzüntü birimlerinde, kandaki fosfat (PO( &#8211; ) ) iyonlarının idrara geçişini hızlandırır. Buna bağlı olarak kandaki fosfat iyonlarının yoğunluğu düşürülmüş olur.</p>
<p>- BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ -</p>
<p>Böbreküstü bezleri (Diğer adıyla &#8221; Adrenal bezler &#8220;), anatomik olarak Korteks ve Medulladan oluşur. Bezin korteksi ve medullası ayrı ayrı hormonlar üretirler. Öncelikle korteksden salınan hormonlara değinelim ;<br />
Korteksten salınan hormonlar :</p>
<p>Adrenal korteks, steroid grubu adı altında toplanan değişik hormonların üretiminden sorumludur. Steroid hormonları, kolestrolden sentezlenen lipid tabiatındaki hormonlardır. Bu hormonların başlıcaları şunlardır ;<br />
Aldosteron : Aldosteron hormonu, kanda bulunan Na ve K iyonlarının dengesinden sorumludur. Na iyonlarının böbreklerden emilimini sağlarken K iyonlarının idrara geçişine neden olur. Aynı zamanda Aldosteron böbreklerden su emiliminide gerçekleştirir.<br />
Kortizol, Kortizon : Her iki hormonda kas ve karaciğer dokularına etki eder. Karaciğer hücrelerinde Glikoneogenez (Glikozun sentezlenmesi olayı) reaksiyonlarını tetiklerken kas hücrelerinde proteinlerin aminoasitlere parçalanmasına neden olur.<br />
Medulladan salınan hormonlar :<br />
Adrenal medulladan, tirozin aminoasiti türevi olan Adrenalin ve Noradrenalin hormonları salınır. Bu iki hormon, organizmanın heyecan, korku gibi durumlarla karşı karşıya kalması durumunda salınarak sinir impulslarının çok hızlı bir şekilde iletilmesine neden olur. Adrenalin ayrıca sinir hücrelerinin akson uçlarından da salınır. Akson uçlarından salınan Adrenalin, impulsun diğer sinir hücresinin dentritine atlamasını sağlayan kimyasal bir aracı olarak rol oynar.</p>
<p>- HORMON ÜRETEN BEZLER GİBİ DAVRANAN ORGANLAR -</p>
<p>Bazı organlar gerçekte farklı fonksiyonlara sahip olmasına karşın bazı kimyasalları üretip kana vermesi bakımından aynı zamanda hormonal bez olarak kabul edilir. Bu organlardan başlıcaları, mide, karaciğer, pankreas ve üreme organlarıdır. Bunların neden hormonal bez kategorisine alındığına deyineceğiz ;<br />
Mide : Mide duvarında salgı üretip bu salgıları bir kanal aracılığıyla mide içerisine gönderen bezler vardır. Bu bezleri meydana getiren hücreler arasında hormon üretip salan özelleşmiş hücreler vardır. Midede asit üreten hücreler &#8221; Parietal &#8221; hücrelerdir. Bu hücrelerin asit salgılamasını kontrol eden hücreler ise &#8221; G &#8221; hücreleridir. G hücreleri gastrin hormonu üretirler, bu hormon parietal hücrelerin HCL salgılamasını uyarır. Ancak G hücrelerinin gastrin üretmeside yine o bölgede bulunan D hücrelerinden salınan &#8221; Serotonin &#8221; hormonu tarafından kontrol edilir. Yani birtür zincirleme ilişki vardır. &#8221; EG &#8221; hücreleri adı verilen hücreler ise Enteroglukagon adı verilen bir hormon salarlar. Bu hormon kandaki şeker düzeyinde artışa neden olur. &#8221; EC &#8221; hücreleri ise serotonin salarlar. Bu hormon damarların cidarlarındaki düz kasların kasılmasında fonksiyoneldir.</p>
<p>Karaciğer :</p>
<p>Karaciğer vücuttaki en büyük ve en önemli organlardan birisidir. Karaciğer, besinlerin sindirimiyle kendisine gelen biyokimyasal molekülleri işlediği gibi, bu moleküllerden sentez ettiği protein, glikojen gibi maddeleri kana vermesiyle endokrin (iç salgı bezlerine verilen genel ad) sınıfına dahil edilmektedir. Karaciğer özellikle glikozu glikojene çevirerek depo eder yada kana verir. Ayrıca fibrinojen, protrombin ve albumin gibi proteinlerde karaciğer tarafından sürekli üretilip kana verilirler.</p>
<p>Pankreas :</p>
<p>Sindirim olaylarında incebağırsağa karaciğerden safra sıvısı dökülürken pankreastan ise lipidlerin parçalanmasını sağlayan enzimler salgılanır. Pankreas bu özelliğiyle eksokrin (dış salgı bezlerine verilen genel ad) bez olarak bilinir. Ancak pankreasta özelleşmiş hücrelerin oluşturdukları adacıklar vardır ki bu adacıklara<br />
&#8221; Langerhans adacıkları &#8221; adı verilir. Bu adacıklarda farklılaşmış A, B, D, ve PP hücreleri konumlanmışlardır.<br />
A hücreleri &#8221; Glukagon &#8221; adı verilen bir hormon salarlar. Bu hormon karaciğerde depoedilen glikojenin parçalanmasını ve glikozun açığa çıkmasına neden olur.<br />
B hücreleri ise &#8221; İnsülin &#8221; adı verilen bir hormon salar. Bu hormonun görevi ise karaciğerde glikozun glikojene çevrilmesini sağlamakatır. Ancak insülin kas dokularındada glikozun glikojene çevrilmesini ve depo edilmesini sağlar. Bunun yanında insülin yağ dokularında yağ sentezini uyarır.<br />
İnsülin oldukça önemli bir hormondur. Şeker hastalarında bu hormonu sentezleyen hücrelerin insülini şifreleyen genleri kusurlu olduğu için üretilen değişik yapıdaki hormon görevini yerine getiremez, yani karaciğeri, glikozu glikojene çevirmesi için uyaramaz. Glikoz ise kanda birikmeye başlar ve tansiyonun yükselmesine neden olur ki bazı durumlarda yüksek tansiyon çok ağır neticeler verebilmektedir.<br />
D hücreleri ise A ve B hücrelerinin aktivitesini düzenleyen &#8221; Somatostatin &#8221; adı verilen bir hormon salar.<br />
PP hücreleri ise pankretaik peptidleri (proteinleri) salgılayıp kana verirler.<br />
Eşey organları (Gonadlar) :</p>
<p>Gonadlar hem erkek hemde dişi bireyde eşey hücrelerinin üretilip geliştiği yerleri temsil ederler. Ancak eşey hücrelerinin üretimi yanısıra erkeklik veya dişilik karakterlerin ortaya çıkmasında rol oynayan hormonlarıda salarlar. Erkeklerde bu hormonlardan en bilineni &#8221; Testosteron &#8221; adını alır ve Leydig adı verilen hücreler tarafından üretilir. Dişilerde ise üretilen hormon &#8221; Progesteron &#8221; hormonudur. Bu hormon ise meme bezlerinin gelişmesi gibi sekonder karakterlerin gelişmesinde uyarıcı etkisi vardır. Progesteronun üretimi ise yumurtanın geliştikten sonra dönüşüme uğrayarak meydana getirdiği &#8221; Korpus Luteum &#8221; adı verilen bir yapıda gerçekleşir.</p>
<p>Gerek enzimler gerekse hormonlar vücut için mutlak suretle gerekli olan biyokimyasal moleküllerdir. Bu moleküllerden herhangi birisini yok sayarsanız organizmada oldukça ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkması muhtemeldir. Örneğin monitörünüzde sayfayı kaydıran çubuğu rastgele hareket ettirip monitörün alt tarafına en yakın hormonu yok ettiğimizi düşünelim. Farz edelimki monitörün altına en yakın hormon &#8221; Vazopressin &#8221; oldu. Eğer organizmada vazopressini üreten gen hasar görürse o bireyin kanındaki ürenin böbreklerden atılması söz konusu olamaz. Ürenin kandaki artışı ise toksik etki yapar ve zehirlenmeye neden olur. Sizlerde rastgele bir hormon adı seçin ve o hormonu şifreleyen geni yok sayın, sonucun organizma açısından hiçte iç açıcı olmayacağı aşikardır. Bu derece birbiri içine geçmiş başdöndürücü biyokimyasal kontrol sistemleri, organizmanın ancak tasarım sonucu ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Buraya kadar adı geçen hormonlar için binlerce hata milyonlarca soru sorulabilir. Çünki bu sayfadaki mevcut tüm bilgiler çölde bir kum tanesini temsil etmektedir. Gördüğümüz gibi vücudun biyokimyasal reaksiyonlarında ve kontrol sistemlerinde çok mühim rolleri olan<br />
&#8221; Hormonlar &#8221; ve &#8221; Enzimler &#8221; hiç durmadan çalışarak, şu an bu yazıları okurken bir mucizeyi gerçekleştirmektedirler. &#8221; Hayatınızın devamlılığını ! &#8220;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gecealemi.net/hamarat-molekullerenzimler-ve-hormonlarcategory.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayvansal Dokular</title>
		<link>http://gecealemi.net/hayvansal-dokularcategory.htm</link>
		<comments>http://gecealemi.net/hayvansal-dokularcategory.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:19:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[duyu epiteli]]></category>
		<category><![CDATA[epitel doku]]></category>
		<category><![CDATA[hayvansal dokular]]></category>
		<category><![CDATA[kan doku]]></category>
		<category><![CDATA[kas doku]]></category>
		<category><![CDATA[kemik doku]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak doku]]></category>
		<category><![CDATA[örtü epiteli]]></category>
		<category><![CDATA[sinir doku]]></category>
		<category><![CDATA[temel bağ doku]]></category>
		<category><![CDATA[yağ doku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ders-tr.com/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Bitkilerin ve havyaların yapısını oluşturan hücrelerin yapısal farklılıklarına ek olarak bu canlı gruplarının dokuları da çeşitli farklılıklar içerir. Hayvansal dokular genellikle iki temel elemandan oluşur. Bunlardan birincisi dokuya ait hücreler diğeri ise bu hücrelerin arasını dolduran, dokuya özgü ara maddedir. Hayvansal dokular görev ve yapılarına göre şu şekilde gruplandırılabilir; Epidermis Dokusu
*Temel Bağ Doku
*Yağ Doku
*Kan Doku
*Kıkırdak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bitkilerin ve havyaların yapısını oluşturan hücrelerin yapısal farklılıklarına ek olarak bu canlı gruplarının dokuları da çeşitli farklılıklar içerir. Hayvansal dokular genellikle iki temel elemandan oluşur. Bunlardan birincisi dokuya ait hücreler diğeri ise bu hücrelerin arasını dolduran, dokuya özgü ara maddedir. Hayvansal dokular görev ve yapılarına göre şu şekilde gruplandırılabilir; Epidermis Dokusu</p>
<p>*Temel Bağ Doku</p>
<p>*Yağ Doku</p>
<p>*Kan Doku</p>
<p>*Kıkırdak Doku</p>
<p>*Kemik Doku</p>
<p>*Kas Doku</p>
<p>*Sinir Doku</p>
<p>1. epitel Doku</p>
<p>1. Tek tip hücrelerden oluşur, bu hücrelerin şekilsel farklılıkları olabilir.<br />
2. hücreleri arasında boşluk ya hiç bulunmaz yada çok azdır. hücreler arası maddenin en az olduğu hayvansal doku tipidir.</p>
<p>Epitel dokunun vücutta üç tipi bulunur;</p>
<p><span id="more-77"></span></p>
<p>Örtü Epiteli</p>
<p>Organlar ile vücudun iç ve dış yüzeyini örter. Böylece vücudu ve organları fiziksel ve kimyasal etkilere karşı korur. Aynı zamanda mikroorganizmaların vücuda girişini engelleyen doğal bir bariyerdir.</p>
<p>Örtü epitelinde kan damarı bulunmaz, bu nedenle beslenmesi bu dokunun altında yer alan bağ dokudan difüzyon yolu ile sağlanır.</p>
<p>Sindirim sistemi organlarının iç yüzeyinde villus ve mikrovillus yapılarını oluşturarak madde emilimini sağlar.</p>
<p>Örtü epitelinin</p>
<p>*Tek katlı örtü epiteli<br />
*Çok katlı örtü epiteli</p>
<p>şeklinde iki tipi bulunur. Tek katlı örtü epiteli de hücrelerin şekillerine göre yassı, kübik, silindirik olmak üzere üç tiptir.</p>
<p>Salgı Epiteli</p>
<p>Vücutta salgı üretmek ve salgılamak üzere özelleşmiş olan epiteldir. Salgı yeteneği olan organlara bez adı verilir.</p>
<p>Salgı bezleri hücre sayısına göre;</p>
<p>*Tek hücreli Bezler<br />
*Çok hücreli Bezler</p>
<p>şeklinde gruplandırılırlar. Tek hücreli bezler goblet hücresi olarak da bilinir. Bu hücreler tek başlarına salgı yapabilme yeteneğinde olup özellikle mide, solunum yollarlı gibi yerlerde mukus salgısının üretilmesini sağlarlar.</p>
<p>Salgı bezleri salgılarını döktükleri yere göre de sınıflandırılabilir.</p>
<p>Salgısını bir kanalla veya doğrudan vücut dışına yada vücut boşluklarına boşaltan bezlere kanallı bezler veya endokrin bezler,</p>
<p>Salgısını kana veren bezlere ise kanalsız veya endokrin bezler adı verilir.</p>
<p>Bunlara ek olarak pankreas gibi bazı bezler hem endokrin hem ekzokrin bez niteliğindedir.</p>
<p>Duyu Epiteli</p>
<p>Vücudun içinde ve dışında bulunabilen, iç ve dıştan gelen uyarıları alabilen, aldığı uyarıyı sinir sistemine aktarabilen özelleşmiş epitel hücreleridir. Özelleşmiş bu hücrelere reseptör denir. Reseptörler duyarlı oldukları uyarı tipine göre isimlendirilirler.</p>
<p>2. Bağ Doku</p>
<p>Çok miktarda hücreler arası madde ve dokuya özgü hücrelerden oluşur. hücreler arası madde kanda olduğu gibi sıvı, kemikte olduğu gibi katı olabilir.</p>
<p>a. Temel Bağ Doku</p>
<p>Asıl bağlayıcılık görevindeki bağ doku tipi bu olduğu için temel bağ doku olarak adlandırılır.</p>
<p>Vücudun hemen hemen her yerinde bulunabilir. Bu nedenle bitkilerdeki parankima dokusuna özdeş kabul edilir.</p>
<p>Hücreler arası madde doku hücreleri tarafından üretilir. Temel bağ dokunun ara maddesi yarı sıvı bir madde içinde çok sayıda liften oluşur.</p>
<p>Hayvanlarda üç tip lif bulunur;</p>
<p>*Kollojen lifler (Beyaz lifler): Kollojen adı verilen bir proteinden oluşan esnek protein ipliklerdir. Uzama yetenekleri çok azdır. Bulundukları yere esneklik ve dayanıklılık sağlarlar.</p>
<p>*Elastik lifler (Sarı lifler): Elastin adı verilen bir proteinden oluşmuş esnek protein ipliklerdir. Bir yay gibi yüksek uzama yeteneğine sahiptirler. Bulundukları yapının yüksek oranda genleşmesini ve eski şeklini geri kazanabilmesini sağlarlar.</p>
<p>*Retiküler lifler (Ağsı lifler): İpliklerin bir ağ gibi düzensiz şekilde dizildiği ipliklerdir. Daha çok farklı doku tiplerinin birleştiği kısımlar ile yüksek dayanıklılık gereken bölgelerde bulunurlar.</p>
<p>Temel bağ doku içinde birkaç tip hücre yer alır:</p>
<p>*Fibrositler: Temel bağ dokunun esas hücreleri olup ara madde içindeki liflerin sentezini sağlarlar.</p>
<p>*Makrofajlar: Amipsi hareket edebilen, fagositoz yeteneğindeki bağışıklık sistemi hücresidir.</p>
<p>*Mast hücreleri: Kanın damar içinde pıhtılaşmasını engelleyen heparin ile kan damarlarını genişleten histamin maddelerini salgılarlar.</p>
<p>b. Yağ Doku:</p>
<p>Bağ dokunun özelleşmesiyle oluşmuştur. Yağ doku hücrelerine lipoblast adı verilir.</p>
<p>c. Kıkırdak Doku:</p>
<p>hücrelerine kondrosit, ara maddesine kondrin denir.</p>
<p>Köpek balıkları ve vatozlar hariç tüm omurgalılarda embriyonik iskeleti kıkırdaktan, ergin iskeleti ise kemikten oluşur. Köpek balıkları ve vatozlarda iskelet hep kıkırdak olarak kalır.</p>
<p>Kıkırdak dokuda kılcal kan damarı bulunmadığından hücrelere besin ve oksijenin ulaştırılması ile artıkların hücrelerden uzaklaştırılması bağ dokudan difüzyonla sağlanır.</p>
<p>Kıkırdak doku ara maddede bulunan liflere göre hiyalin, elastik ve lifli olmak üzere üçe ayrılır.</p>
<p>*Hiyalin Kıkırdak: Ara maddede bol miktarda kollojen lifler bulundurur. Omurgalıların embriyonik iskeletini oluşturan kıkırdak tipidir. Kollojen fibrillerin saydam rengi nedeniyle bu kıkırdak saydamdır.</p>
<p>*Elastik Kıkırdak: Ara maddede bol miktarda elastik lifler bulunur. Elastik fibrillerin rengi nedeniyle sarı renklidir. Bileşiminde az miktarda kollojen lifler de bulunur.</p>
<p>*Fibröz Kıkırdak: Çok yoğun miktarda kollojen lif, az miktarda hücre içerir.</p>
<p>d. Kemik Doku:</p>
<p>Hücrelerine osteosit adı verilir. Ara maddede organik ve inorganik bileşenler yer alır.</p>
<p>Osteositler tarafından sentezlenen kollojen lifler ara maddenin organik kısmını oluşturur ve osein olarak adlandırılır.</p>
<p>Bunun yanında kemik ara maddesinde yüksek miktarlarda inorganik maddeler yer alır. Bu inorganik maddeler çoğunlukla kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat ve magnezyum fosfat gibi inorganik maddelerdir. Yaş ilerledikçe kemik dokudaki organik madde miktarı azalır, inorganik madde miktarı artar.</p>
<p>Kemik doku yapısal olarak ikiye ayrılır :</p>
<p>*Süngerimsi Kemik Doku: Osteositler düzensiz olarak dizilmiş olup dokunun içinde çok sayıda delik bulunur. Adı da buradan gelmektedir. Bu deliklerin içi ilik adı verilen özel bir bağ doku ile doludur. Kırmızı renginden dolayı kırmızı ilik olarak adlandırılan bu yapı kan hücrelerinin sentezini gerçekleştirir.</p>
<p>*Sıkı kemik Doku: Süngerimsi kemik dokunun tersine hücreler özel ve düzenli bir dizilim gösterir. Osteositler uzun merkezi bir kanalın etrafından birkaç halka oluşturacak şekilde dizilmişlerdir. Bu uzun merkezi kanala Havers kanalı adı verilir. Havers kanalı sıkı kemik dokunun içinden damar ve sinirlerin geçtiği ana kanallardır. Bu kanallar arasında Walkmann kanalları denilen bunları bağlayan ince kanalcıklar da bulunur.</p>
<p>3. Kas Doku</p>
<p>Kas dokusu kas sistemini kas sistemi de iskelet sistemiyle birlikte canlılarda destek ve hareketi sağlar. Kas dokusunu oluşturan hücrelerin zarlarına sarkolemma, sitoplazmasına sarkoplazma, endoplazmik retikulumlarına da sarkoplazmik retikulum denir. Kas sarkoplazmasında miyofibril adı verilen telcikler bulunur. Miyofibriller aktin ve miyozin adı verilen, kasılmayı sağlayan proteinlerden oluşur.</p>
<p>Kas dokuda hücreler arası madde ya hiç yok yada çok az bulunur.</p>
<p>Kaslar yapı ve çalışmaları bakımından üçe ayrılır;</p>
<p>Düz Kas:</p>
<p>*İnce uzun veya çubuk şeklinde hücrelerden oluşur.</p>
<p>*Hücreleri tek çekirdekli ve çekirdek hücrenin ortasındadır.</p>
<p>*Bantlı yapı göstermez.</p>
<p>*İç organlarda bulunur.</p>
<p>*İstem dışı çalışır. Otonom sinir sistemi ile kontrol edilir</p>
<p>*Yavaş kasılır ancak uzun süre kasılı halde kalabilir</p>
<p>*Sadece oksijenli solunum görülür.</p>
<p>Çizgili Kas:</p>
<p>*Mikroskop altında incelendiğinde bantlı yapı gösterir</p>
<p>*Hücreleri uzun, silindirik ve kalın uçludur.</p>
<p>*Çok çekirdekli görünür ve çekirdekler hücrenin kenarlarında konumlanmıştır.</p>
<p>*İskeleti sarar.</p>
<p>*İstemli çalışır. Merkezi sinir sistemi kontrolündedir.</p>
<p>*Hızlı kasılır. Çabuk yorulur.</p>
<p>*Oksijenli solunum ve laktik asit fermantasyonu yapabilir.</p>
<p>Kalp kası:</p>
<p>*Çizgili kas yapısındadır.</p>
<p>*Bantlı yapı gösterir.</p>
<p>*Hücreleri tek çekirdekli ve çekirdek hücrenin ortasındadır.</p>
<p>*İstem dışı çalışır.</p>
<p>*Otonom sinir sistemi ile kontrol edilir.</p>
<p>*O2 ihtiyacı fazladır. Sadece oksijenli solunumla ATP üretir.</p>
<p>4. Sinir Doku</p>
<p>Sinir hücreleri embriyolojik gelişim sırasında embriyonun ektoderm tabasının farklılaşmasıyla oluşur. Sinir doku uyartıları alma, iletme ve gerekli cevapları verme özelliği olan hücrelerden oluşmuştur. Sinir hücrelerine nöron denir. Bir nöron; dendritler, hücre gövdesi ve akson olmak üzere üç ana kısımdan oluşur.</p>
<p>Nöronların çoğunda, aksonu saran schwan hücrelerinden oluşmuş miyelin kılıf bulunur. Miyelin kılıf, uyarıların iletimini hızlandırır. Miyelin kılıfın aralarındaki kesik bölgelere ranvier boğum denir.</p>
<p>Nöronda uyartı sonucu oluşan elektrokimyasal değişime impuls denir. İmpulsun iletim yönü daima dentritten aksona doğrudur.</p>
<p>Bir nöronun aksonu ile diğer nöronun dendritinin arasındaki boşluğa sinaps denir. İmpulsun sinapslardan geçişi kimyasaldır.<br />
Sinir hücreleri bir kez oluştuktan sonra bir daha bölünüp çoğalamazlar. Ergin bir insanda zarar gören sinir hücreleri yenilenemez. Ancak bozulan sinir dokusunun yerine özel bir bağ dokusu kaplar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gecealemi.net/hayvansal-dokularcategory.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin ve Beyin Hastalıkları</title>
		<link>http://gecealemi.net/beyin-ve-beyin-hastaliklaricategory.htm</link>
		<comments>http://gecealemi.net/beyin-ve-beyin-hastaliklaricategory.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:16:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Ambolisi (Serebral Amboli)]]></category>
		<category><![CDATA[beyin hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Kanaması (Serebral Hemoraji)]]></category>
		<category><![CDATA[beyin sarsıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin travması]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Trombozu (Serebral Tromboz)]]></category>
		<category><![CDATA[beyin tümörleri]]></category>
		<category><![CDATA[komosyo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ders-tr.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[Kafatasının içinde, beyin zarlarıyla örtülmüş, beyazımtırak ve yumuşakça bir kitle durumundaki sinir organı. Duyum ve bilinç merkezini oluşturan beyin, insanları hayvanlardan ayıran en önemli organdır. Bu bakımdan insan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayları da bir merkezdir. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kafatasının içinde, beyin zarlarıyla örtülmüş, beyazımtırak ve yumuşakça bir kitle durumundaki sinir organı. Duyum ve bilinç merkezini oluşturan beyin, insanları hayvanlardan ayıran en önemli organdır. Bu bakımdan insan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayları da bir merkezdir. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada değerlendirilir ve vücudun gerekli tepkiyi göstermesi ayarlanır. Gri ve beyaz hücrelerden oluşan beyin, kafatasının arkasında bulunan bir delikle omuriliğe bağlanır. Beyin ve omurilik, üç katlı koruyucu zarla (meninks) sarılıdır. Beyne en yakın olan iç zar ile orta zar arasında beyin sıvısı denilen bir sıvı bulunur. Anatomik yapıdan beyin, beyin yarıküreleri, orta beyin, beyincik ve beyin sapından oluşur. Beyin yarıküreleri de “lop” denilen dört kısma ayrılmıştır. Loplar, alın (frontal), yan (parietal), şakak(temporal) ve artkafa (oksipital) diye adlandırılır. Ayrıca loplar “girus” kıvrımlara ayrılır. Loplarda duyu organları aracılığıyla alınan duyuların yorumlanması (çiçek kokusu ile yemek kokusunun ayırt edilmesi gibi) ve kaslara hareket sağlayıcı uyarıcıların yapılması gerçekleşir (yazı yazmak için el ve parmaklara gerekli uyarıların verilmesi gibi). Beyin yarı kürelerinin üzerinde beyin kabuğu (korteks) denilen gri hücrelerden oluşmuş, kıvrımlı bir kısım vardır. Beyin kabuğunun iç tarafı beyaz sinir liflerinden oluşmuş, çok yoğun bir tabakayla kaplıdır. Sinir lifleri sinir hücreleriyle beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı kurarlar. Beyin kabuğunda duyularla ilgili belirli görevleri üstlenmiş bölgeler vardır; sözgelimi görme merkezi artkafa lobunun kabuğundadır. Organlardan işlevleri fazla ve duyarlı olanlar için, beyin kabuğunda daha geniş bir bölge ayrılmıştır. Bu bakımdan beyin kabuğunda en geniş bölge el ve dudak hareketlerine uyaran bölgelerdir. Orta beyin, Varol köprüsüyle beyinciğin bağlantısını sağlar. Beyincik, vücudun dengesini, kasların gerilmesini ve kaslar arasında uyumun sağlanmasını denetler. Beyin sapı denen omurilik soğancığında (bulbus) beyinden gelen sinirler omuriliğe geçerken yön değiştirirler; sağ yarıküreden gelen sinirler vücudun sol tarafını, sol yarıküreden gelenler de sağ tarafını denetler. Soğancıkta omurilikten gelen uyarılar alınır, ayrıca sindirim, solunum, dolaşım sistemlerine komutlar verilerek denetleme yapılır. Beyinde, gelen uyarıların dağıtım merkezi olarak çalışan “talamus” ile, iç organların dış tepkilere göre çalışmasını ayarlayan, acıkma, susama duyularını harekete geçiren “hipotalamus” merkezleri vardır. Beynin çalışması, milyonlarca kablo görevi yapan sinir lifinin haber götürüp direktif taşıdığı, çok karmaşık bir telefon santralı gibidir. Bu kablolar arasında gerekli bağlantılar yine on binlerce küçük bağlantı merkezlerinde yapılır. Sinir lifleri arasında elektrik akımı aracılığı ile haberleşme sağlandığı ilk defa İtalyan hekimi L. Galvani tarafından bulunmuştur. Beynin oksijen ihtiyacı oldukça fazladır. Vücut ağırlığının %2’sini kaplayan beyin, vücuda giren oksijenin %25’ini kullanır. Bu bakımdan beyne kan götüren ve getiren damarlar, diğer organlardakine göre, sayı bakımından daha fazla ve daha geniştir. Normal boyutlardaki yetişkin bir insanın beyin ağırlığı 1.500-1.600 gr.’dır. vücut ağırlığına göre insan beyni 1/50 oranında iken, en gelişmiş memelilerde bu oran 1/100’ü bulur.</p>
<p>Beyin Hastalıkları:</p>
<p><span id="more-75"></span></p>
<p>Beyinde görülen kanamalar,urlar, iltihaplanmalar vb. çeşitli hastalıklardır. En önemli organ olan beyinde görülen çeşitli hastalıkların vücudun başka bir yerinde önemli bozukluk yaratma olasılığı yüksektir. Kızamık, tifo, zatürree gibi hastalıklar sırasında, ya da göz, iltihaplanmalarında mikroplar beyne yayılarak beynin iltihaplanmasına yol açabilirler, buna beyin iltihabı (ansefalit) denir. Ansefalit, ölümle, psikolojik yetersizliklerle ya da felçlerle sonuçlanabilir. Kılcal damarların sertleşmesinden doğan beyin kanamaları daha çok yaşlılarda görülür. Şiddetli kanamalarda koma durumu, felç ya da ölüm görülebilir. Kan dolaşım sistemine katılan bir kan pıhtısı beyinde tıkanmaya neden olur, buna beyin ambolisi denir ve sonucunda felç görülür. Beyin damarlarının iç yüzeylerinin kanser vb. gibi hastalıklarla bozulmasından dolayı tıkanmalar da olabilir, buna beyin trombozu adı verilir. Çeşitli nedenlerle beyin dokusunda ya da beyin zarında urlar ortaya çıkarak, bulundukları yere ve neden oldukları rahatsızlıklara göre değişik belirtiler gösterirler. Hareketlerde görme, işitme gibi duyularda bozukluklar, baş ağrısı gibi belirtiler yapan urlar çoğunlukla ameliyatla alınır. Daha çok küçük yaşlarda beyine, beyin-omurilik suyunun birikmesinden ileri gelen “hidrosefali” görülür. Nedeni, beyin-omurilik sıvısının beyinden akmasını sağlayan yollardan birinin tıkanmasıdır. Düşme, çarpma, vurma gibi olaylar sonucu beyin sarsıntıları, ezilme, yaralanma ve beyin patlaması görülür. Kimi akıl hastalıkları doğrudan beynin yapısıyla ilgili değilse de, psikoz tipi hastalıklar beynin iyi çalışmaması sonucu ortaya çıkar. Bellek yitimi (amnezi) gibi hastalıklarsa beyin zedelenmesiyle ilgilidir. Bu bakımdan birçok akıl hastalığı son zamanlarda beyin cerrahisiyle iyileştirilmektedir.</p>
<p>Beyin İltihabı (Anseptik Menenjit)</p>
<p>Merkezi sinir sisteminin virüslerden ileri gelen hastalıklarına ansefalit adı verilir. Şiddetli baş ağrısı, ense sertliği ve ateş gibi belirtilerle başlar. Bu hastalığa kabakulak, herpes simplex, enfluenza, enfeksiyoz hepatit ve enfeksiyoz mononükleoz gibi virüsler neden olurlar. Kuduz virüsünün neden olduğu ansefalit ise öldürücüdür. Bu hastalığa, bakteriye rastlanmadığı göz önünde tutularak, cerahatli menenjitten ayırmak için aseptik menenjit adı da verilir. Teşhis için alınan beyin omurilik sıvısında, glikoz, normal hücreler yani lenfositler ve albüminin artmış olduğu görülür.</p>
<p>Lenfositler çok arttığı için lenfositik koriomenenjit adı verilen bir viral menenjit tipi daha vardır ki, grip gibi, salgın olarak görülür. Bu gibi vakalarda baş ağrısı, ateş, ense sertliği gibi menenjit belirtileri hafif olarak vardır. Hastalık genellikle 1-2 haftada semptomatik tedavi ile iyileşir.</p>
<p>Tedavide antiviral ve ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılır. Komada gibi baygın yatan hastalar hastanede bakıma alınır, kas kasılmaları şeklinde görülen konvülsiyonların hastaya zarar vermemesine çalışılır.</p>
<p>Beyin Kanaması</p>
<p>Serebral Hemoraji, İnme:</p>
<p>Beyin fonksiyonlarının birdenbire bozulmasına beyin inmesi veya felç denir. Bu bozulmaya neden olan olaylar beyin kanaması, beyin trombozu veya ambolisi gibi üç şekilde meydana gelebilir.</p>
<p>Beyin Kanaması (Serebral Hemoraji):</p>
<p>Damar sertliği ve tansiyon yüksekliği bulunan 50 yaşın üstündeki kimselerde birden bilinç kaybı ve inme şeklinde yarım felç (hemipleji) görülürse beyinde bir tıkanmanın veya kanamanın meydana geldiği düşünülmelidir. Bilinç kaybı birkaç dakikada tamamlanır ve hasta olduğu yere yığılır kalır. Bu nedenle hastalığa, inme (ictus apoplecticus) adı da verilmiştir. Genellikle bu anda yüz kırmızı bir renk almış ve ağız çarpılmıştır. Gözler, kanamanın olduğu beyin tarafa doğru ağız ise sağlam tarafa kaymıştır. Ayak tabanının bir iğneyle çizilmesi suretiyle aranan tepki de felçli tarafta ayak baş parmağı yukarı kalkar (Babinski tepkisi müspet), diz kapağı (patella) tepkisi kaybolmuştur. Hasta çok kere idrarını, hatta dışkısını kaçırır. Beyin-omurilik sıvısı kanlı olabilir. Bir- iki gün içinde ateş yükselmeye başlar, 40 derecenin üstüne çıkabilir.</p>
<p>Beyin Trombozu (Serebral Tromboz)</p>
<p>Arteriosklerozlu yani damar sertliği olan kimselerde çok kere uyurken gece başlar. Hasta idrar etmek için tuvalete giderken yere düşer, bilinç kaybı yoktur. Ağır vakalarda bilinç sonradan bulanıklaşır ve hasta komaya girer. Beynin geçici trombotik daralması önce kol ve ayakları zaman zaman uyuşması, konuşma bozukluğu (dizartri) gibi damar kısalması şikayetleriyle başlar. Bunlar geçici iskemik ataklar yani beynin zaman zaman kansız kalma belirtileridir. Sol hemiplejilerde genellikle konuşma normaldir, sağ hemiplejilerde konuşamama yani afazi vardır. İskemik atak geçirenlerde trombositlerin toplanmasını önleyici ilaçlar (aspirin) ve pıhtılaşmayı önleyici antikoagulan ilaçlar (coumadin) yarar sağlar.</p>
<p>Beyin Ambolisi (Serebral Amboli)</p>
<p>Her yaşta görülür. Hemipleji ve bilinç kaybı birden genç bir kimsede meydana gelirse önce beyin ambolisi düşünülür. Kalp hastalarında daha çok görülen bu durum, kan pıhtılaşmasına karşı gelen ilaçlarla (Heparin) tedavi edilebilir. Amboliyi tedavi eden ilaç beyin kanamasında ise tamamen zararlıdır. Bu yüzden ayrıca teşhis yapmadan tedaviye başlamak doğru olmaz. Felçli olarak yatan hastaların, beslenmesi, bakımı ve iyileştirilmesi (rehabilitasyonu) doktorun planladığı şekilde yürütülmeli, idmanlar, masajlar ihmal edilmemelidir.</p>
<p>Beyin Travması</p>
<p>Beyin Sarsıntısı, Komosyo:</p>
<p>Kafatasının sarsılması veya kırılması sonucu içindeki beyin dokusunun zedelenmesine beyin travması (concussion) denir. Ulaşım araçlarını sayılarının süratlerinin gittikçe artmış olması, günümüzde trafik kazalarını, insanlara diğer hastalık nedenlerinden daha fazla zarar verici bir duruma yükselmiştir.</p>
<p>Baş kemiklerinin çatlaması veya kırılması, beyin zarlarında ve damarlarında yırtılmaya, beyin kanmasına neden olabilir. Bazı baş travmalarında kemiklerde kırılma ve damarlarda kanama olmadan da beyin dokusunda bir sarsıntı meydana gelebilir. Kafaiçi basınç değişmesi sonucu sinir hücrelerinin ani olarak elektriksel boşalmaya uğraması ile insanda bilinç kaybı meydana gelir. bU tip beyin sarsıntılarını tıp dilinde komosyo (commotio cerebri) adı verilir. Bilinç kaybı kısa sürer, daha sonra baş ağrısı, baş dönmesi, uykusuzluk, sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu arada amnezi denen bellek kayıpları görülebilir. Daha şiddetli darbeler beyin kontüzyonu denen durumu meydana getirir. Beyin kontüzyonu geçiren kimselerde konuşamama (afazi), koku almama (anosmi), yarım görme (hemianopsi) ve felç (hemipleji) gibi belirtiler ortaya çıkar. Kafa travması geçiren bazı kimselerde daha sonraları sara nöbetleri (Jackson epilepsisi) gelişebilir. Beyin sarsıntısı yani komosyo geçiren bir kimsenin bilinci yerine geldikten bir süre sonra uyuklama hali ile bilincinin tekrar bulunması halinde beyinde kanama sonucu bir hematom meydana geldiği düşünülmelidir. Bu arada nabız yavaşlaması, kusma, baş ağrısı ve kanama bölgesine bağlı olarak felçlerin meydana gelmesi, kanamanın varlığını ispatlayan belirtilerdir.</p>
<p>Başlangıçta belirti vermeyen hematomlar, devam eden ufak kanamalarla ve beyin-omurilik sıvısından su çekme sonucu büyüyebilir ve zamanla bir beyin uru gibi kafaiçi basıncını arttırarak belirti verebilir. Kanama beyin zarları arasında olduğu zaman ense sertliği, ateş yükselmesi ve bilincin kapanması gibi belirtiler görülür. Beyin-omurilik sıvısında kan bulunması ile teşhis konur.</p>
<p>Beyin sarsıntısı geçiren kimse en az 24 saat kontrol altında tutulmalıdır. Şok hali varsa serum ve kan transfüzyonları ile düzeltilmeye ve sinir hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilerek teşhis konmaya çalışılır. Bu arada enfeksiyonlara karşı antibiyotikler, beyin ödemine karşı hipertonik solüsyonlar damardan verilir. Kanamayı önlemek üzere kan durdurucu yani hemostatik ilaçlar kullanılabilir.</p>
<p>Bilinci kapalı olan hastalar mide tüpü ile beslenirler ve idrar birikmesini önlemek için mesaneye devamlı bir sonda bırakılır. Kafatası kırıklarında acil cerrahi tedavi, ancak beyne baskı yapan açık çökme kırıklarında yapılır. Beyin zarlarının iç kısmında gelişen subdural hematomlar veya kafatası kemiğinin altında ekstradural hematom şeklinde biriken kan toplanmaları bazı vakalarda ameliyat ile boşaltılarak hastanın hayatının kurtarılması mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Beyin Tümörleri</p>
<p>Kafa boşluğunda beynin çeşitli bölümlerinde gelişen urlara beyin tümörleri denir. Kafa içinde basınç artmasına ve beyin ödemine bağlı olarak baş ağrıları, baş dönmesi (vertigo), kusma, konvülsiyon gibi genel belirtilerle kendini belli eder.</p>
<p>Beynin ön kısmında yani frontallobda oluşan urlarda ruhsal bozuklukların ve kişilik değişikliklerinin görülmesi karakteristiktir. Önceleri durgunluk, unutkanlık, sonra aşırı sinirlilik ve psişik bozukluklar meydana gelir. Bazı tümörler beyin zarında lokal iritasyona bağlı olarak Jackson tipi epilepsiye neden olabilirler.</p>
<p>Tümörün tuttuğu beyin merkezlerine göre, parietal bölgedekiler konuşma bozuklukları (afazi), oksipital bölgedeki tümörler hemianopsi şeklinde görme bozuklukları, koku, işitme ve görme halüsinasyonları, ufak veya büyük görme (mikroskopi veya makroskopi) gibi belirtiler meydana getirirler.</p>
<p>Baş dönmesi kulak çınlaması ve ilerleyici işitme kaybı ile beraber oluşan Menier sendromu beyin tümörlerinin tipik bir lokalizasyonu sonucu meydana gelir.</p>
<p>Beyin dokusundan çıkan urlara gliom denir, erken belirti verirler. Beyin zarlarından oluşan urlar yani meningiomlar beyne basınç yaparak, kendilerini gösterirler, beyin dokusuna yayılmazlar. Sinirlerden kaynaklanan urlar ise nörinom adını alırlar. Ayrıca beyin damarlarının urlaşması ile meydana gelen hemangiomlar veya çeşitli dokulardan oluşan mikst urlar da vardır. Bazı hastalıkların neden olduğu sifiloma, tüberkiloma ve aktinomikoma gibi urlar da kafa içinde görülen diğer urlardır.</p>
<p>Bütün bu tümörlerin müşterek belirtileri kafa içi basıncının artmasına bağlı olarak baş ağrısı şeklinde başlar. Birden başlayan ağrı bazen birkaç dakika, bazen 1-2 saat sürüp geçer. Öksürük, ıkıntı, bağırma, baş hareketleri gibi nedenlerle başlayan ağrılarda vardır. Bulantısız kusmalar, nabız yavaşlaması, görme bozuklukları, ruhsal değişmeler bulunabilir.</p>
<p>Tümörlerin motor alanları tutması halinde bazı reflekslerin kaybolması, bazı reflekslerin arması şeklinde görülür, hatta felçler meydana gelebilir. Hipofizin eozinofil hücrelerinden çıkan adenom şeklinde urlar gençlerde jigantizm denen devliğe, yetişkinlerde akromegali sendromuna yol açarlar. Bazofil hücrelerin adenomu Cushing hastalığına yani tansiyon yüksekliği, şişmanlık, kıllanma gibi belirtilere sebep olur. Hipofizin kromofob hücrelerinin adenomu ise hipopituitarizm sendromu yaparlar. Fröchlich sendromu da denen bu hastalık erkeklerde seksüel isteksizlik ve sekonder seks karakterlerinde gerilme ve kılların dökülmesi gibi belirtiler meydana getirir.</p>
<p>Ayrıca başka organlarda meydana gelen habis urların, örneğin akciğer, meme, deri, bağırsak ve böbrek kanserlerinin (Hipernefrom) metastazları da beyinde yerleşir. Beyin tümörlerinin bazıları beyin cerrahları tarafından ameliyatla tedavi edilebilmekte, bazılarına ise ancak sitostatik ilaçlar (BCNU,CCNU), kortikosteroidler veya radyasyon tedavisi uygulanabilmektedir.</p>
<p>Beyin urları kan muayenesi, beyin-omurilik sıvısının muayenesi, göz dibi muayenesi ve röntgen muayenesi gibi yardımcı muayene yöntemleriyle ve sinir hastalıkları uzmanı doktorların nörolojik muayenesiyle teşhis edilirler. Bazı hastaların göz dibi muayenelinde papilla ödemi vardır. Ayrıca serebral arteriografi (anjiografi), elektroansefalografi yani beyin elektrosu, radiozizotop tetkikler (sintigrafi), ultrason, ventrikülografi, tomografi, termografi gibi daha özel muayene ve teşhis metotları kullanılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gecealemi.net/beyin-ve-beyin-hastaliklaricategory.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
